More Cool Stuff At poqbum.com

« Önceki | Sonraki »

17/10/2007

Faust-Mephisto

17/10/2007

Faust'tan bir alıntı....

FAUST

 

İşte, ah! felsefe,
Hem hukuk, hem hekimlik,
Hem de ilâhiyat ne yazık
Okudum hepsini, hummalı hevesle!
Okudum da ne oldum, zavallı ahmak!
Hâlâ önceki çaylak;
Sanım master, hatta doktor,
Nerdeyse on yıl oluyor,
Aşağı yukarı eğip büküp,
Öğrencileri avutup eğitip -
Görüyorum ki, bilemeyiz hiçbir şey!
Bu da yakıyor yüreğimi epey.
Gerçi zekiyim bütün o boşboğazlardan,
Doktor, master, yazar ve papazlardan;
Ne vicdan azabı duyuyorum, ne kuşku,
Ne cehennem, ne şeytan korkusu -
Buna karşılık bütün sevincim bitti,
Aklım hiçbir şeye ermedi gitti,
Taslamıyorum, bir şey öğretebilirim diye,
İnsanları iyiye, doğruya yöneltebilirim diye.

Üstelik param pulum da yok,
Dünyanın şanı şöhreti bana tok.
İt bile istemez böyle yaşamak!
Bu yüzden istedim sihirle uğraşmak,
Belki ruhun gücüyle dilin imi,
Çözer diye kimi gizemi;
O zaman döke döke acı terler,
Konuşmam her şeyden bihaber;
O zaman bilirim dünyayı
Ayakta tutan ustayı,
Görüp gizilgücü ve tohumu,
Kurcalamam artık şu bu mefhumu.
 
Ey, dolunay, baksana,
Son bir kez azabıma,
Kimi gece yarılarım
Bu kürsüde gözümü aralarım:
Kitaplar kâğıtlar üstünden sonra,
Üzgün dost, görünürsün bana!
Ah, gezebilsem dağın doruğunda
Senin o sevgili ışığında,
Dağın ininde ruhlarla süzülüp,
Çayırda alacanla örülüp,

Ve sıyrılıp tüm bilgi dumanından,
Sağalabilsem yunup kırağından!
Vay! hâlâ bu zindanda mıyım?
Yere batası, pis oyukta mıyım!
Girer göğün sevgili ışığı bile
Boyalı camdan kırılıp bu izbeye.
Kitap yığınıyla sınırlanmış pek,
Kurtlar kemirir, tozlar örter,
Ta yüksek kemere dek,
Dumanlanmış kâğıt çevreler;
Kupalarla, kutularla kuşatılmış,
Aygıtlarla dolu hıncahınç,
Atalardan kalan eşya korkunç -
Dünyan bu! Bu bir dünyaymış!
 
Soruyor musun hâlâ, yüreğin
Niçin ürkek göğsünde sıkışıyor?
Niçin anlatılmaz bir acı senin
Bütün yaşam hissini bastırıyor?
Yaşayan doğanın yerine,
Tanrı'nın insanları yarattığı,
Sarıyor seni duman ve küf içinde
Yalnızca hayvan iskeleti, ölü kemiği

Kaç! haydi! çık dışarı açığa!
Ve şu gizem dolu kitap,
Nostradamus'un elinden,
Yetmez mi sana bu cevap?
Kavrarsın yıldızların yolunu,
Yöneltince doğa seni,
Açar o zaman ruhunu,
Anlarsın ruhların dilini.
Boşa, düşünceye dalmak burda
Kutsal imleri açıklamaz,
Süzülüp, ey ruhlar, etrafta,
Yanıt verin, işitiyorsanız!
Kitabı açar ve makrokozmozun işaretini görür.
Ay, hangi sonsuz haz, bu bakışta,
Akıyor birden bütün duyularımda?
Genç, kutlu yaşam mutluluğu,
Taze akkor sinir ve damarlarımda.
Bir Tanrı mı yazdı bu imleri,
İçimin fırtınasını dindiren,
Zavallı kalbimi sevindiren,
Ve bir güdünün gizemleri,
Doğa güçlerini çevremde sergileyen?

Bir Tanrı mıyım ben? Bu ne ışık!
Görüyor bu arı çizgilerde
Ruhum yaşayan doğayı önünde.
Şimdi anlıyorum bilgeyi apaçık:
"Ruhların dünyası kapalı değil;
Duyuların kör, kalbin ölü!
Haydi, çömez, yun eğil
Sabah kızılıyla fani göğsü!"
İşarete bakar.
Nasıl da her şey bütüne dokulanıyor!
Biri öbüründe işliyor ve yaşıyor!
Nasıl iniyor çıkıyor göğün güçleri
Birbirine sunup altın güğümleri!
Bereket kokan kanatlarla
Gökten yere dalanlarla,
Evreni uyumla çınlata çınlata!
Ne oyun! ama ah! bir oyun yalnızca!
Nerenden tutayım seni, sonsuz doğa?
Göğüsler, ya sizi? Pınarları tüm yaşamın,
Yeri göğü tutan direkler,
Solgun göğüs sizi ister -
Fışkırıp, sularsınız, ya ben boşa mı solarım?
Kitabın sayfasını isteksiz çevirir ve yeryüzü

ruhunu görür.
Nasıl da değişik bu imin bendeki etkisi!
Sen, ey yerin ruhu, daha yakınsın bana;
İşte yüceliyor gücüm kuvvetim daha,
Sanki yakıyor yeni şarap birden içimi.
Cüretini duyuyorum dünyaya açılmanın,
Yeryüzü sancısını, mutluluğu taşımanın,
Fırtınalarla durmadan boğuşmanın,
Batan gemi gıcırtısına aldırmamanın.
Bulutlanıyor hava üstümde -
Ay saklıyor şavkını -
Fener yitiyor!
Buharlanıyor! - Seyriyor kırmızı ışınlar
Başımda - Esiyor
Bir ürperti kubbeden aşağı
Ve sarıyor beni!
Duyuyorum, süzülüyorsun çevremde, yakardığım ruh!
Çık, göster kendini!
Yüreğim liğmeleniyor! tuh!
Doğsun diye yeni duygular
Altüst oluyor bütün duyular!
Kalbimi salt sana verdim!

Gel! gel! gerekirse yaşamımı da veririm!
Kitabı kavrayıp ruhun imini gizem dolu söyler.
Kızılsı bir yalım çakar, ruh yalımda görünür

 

Kaynak :  FAUST / Johann Wolfgang von Goethe

 

17/10/2007

Prometheus

s,

Prometheus

 

Karat göklerini Zeus

Duman duman bulutlarla;
Diken baslarini yolan çocuk gibi de
Oyna meselerin, daglarin doruklariyla.
Ama benim dünyama dokunamazsin,
Ne senin yapmadigin kulübeme
Ne de atesini kiskandigin ocagima.

Su evrende siz tanrilardan
Daha zavallisi var mi bilmem:
Kurban vergileri
Dua üfürükleriyle beslenir
Hasmetli varliginiz zar zor.
Size umut baglayan budalalar,
Çocuklar, dilenciler olmasa
Yok olur giderdiniz çoktan.

Ben de bir çocukken
Ne yapacagimi bilmez olunca
Çevirirdim günese dogru
Görmedigini gören gözlerimi;
Yakarisimi dinleyecek
Bir kulak varmis gibi yukarda;
Varmis gibi derdimle dertlenecek
Benimkine benzer bir yürek yukarda.

Azgin devlere karsi
Kim yardim etti bana?
Kim kurtardi beni ölümden,
Kim kurtardi kölelikten?
Su benim yüregim degil mi,
Kutsal bir atesle yanan yüregim,
Her isi basarmis olan?
O degil mi cosup tasarak,
Yukarda uyuyani aldatarak
Basimi beladan kurtaran?

Benim seni kutlamam mi gerek? Niçin?
Hiç derdine derman oldun mu sen
Derdine derman bulamayanin?
Gözyasini sildin mi hiç
Basi darda olanlarin?
Kim adam etti beni?
Güçlüler güçlüsü Zaman
Ve önü sonu gelmeyen Kader, degil mi?
Onlar degil mi
Senin de benim de efendilerimiz?

Sen yoksa beni
yasamaktan bikar mi sandin?
Kaçar çöllere giderim mi sandin
Açmiyor diye
Tüm düs tohumcuklari?

Bak iste, yerli yerindeyim;
Insanlar yetistiriyorum bana benzer;
Bütün bir kusak benim gibi,
Acilara katlanacak, aglayacak,
Gülecek, sevinecek,
Ve aldiris etmeyecek sana
Benim gibi!

 

Johann Wolfgang von Goethe

 

 

 

YABAN GÜLÜ

Bir çocuk, küçük, küçücük bir gül
Bir nazli gül gördü kirda;
Dogan gün kadar güzeldi,
Yaklasti kosup yanina
Bakti gülen gözleriyle.
Küçük, küçücük, pembecik gül
Bir küçük gül kirlarda.

Çocuk, dererim seni, dedi
Kirlardaki nazli güle;
Gül de ona cevap verdi;
Batiririm dikenimi
Kalir sizisi elinde,
Katlanamam bu aciya,
Küçük, küçücük, pembecik gül
Bir küçük gül kirlarda.

Ama çocuk derdi yine
Kirlardaki küçük gülü;
Gül batirdi dikenini
Ah'larina hiç bakmadan
O katlandi acisina.
Küçük, küçücük, pembecik gül
Bir küçük gül kirlarda.

 

Johann Wolfgang von Goethe

 

 

 

 


16/10/2007

Akarlar-Mites

 

AKARLAR-MİTES

 

Konumuzun dışında olacak ama bu canlıları hep merak etmişimdir.Eminim sizde gözle görülmeyen bu canlıları merak ediyorsunuzdur.

 

Ev tozu akarları tıbbi adıyla “mite” olarak adlandırılmaktadır. En sık rastlanan tipi de “dermatofagoid” olarak anılmaktadır ki deri yiyen anlamına gelmektedir. Bu parazit niteliğindeki böcekçikler normalde halı, kilim, yorgan, yastık, tüylü eşyalar ve oyuncaklarda yaşarlar. Yaşamaları için gerekli besini insan deri ve tüy döküntülerinden karşılarlar. Su ihtiyaçlarını ise havadaki nemden elde ederler. Bu nedenler insanın olduğu yerde, nemli ortamda ve tüylü zeminde yaşayıp ürerler. 30-40 mikron (1 mikron milimetrenin binde biridir) çapında bir büyüklüğe sahiptir. Yumurtlayarak çoğalırlar. Yumurtadan çıkan yavru 3 haftada erişkin hale gelerek çoğalmaya başlar.

 

 Ev tozu akarının en sık alerjeni dışkılarıdır. Yaşadıkları halı, kilim, perde vs ye bıraktıkları dışkıları üzerinde yürüme, silkme ve benzeri hareketlerle çevre havaya karışır ve buradan kolayca burundan da geçerek solunum yollarına ulaşarak en sıklıkla alerjik astıma yol açar. İnsanın ev içinde geçirdiği en uzun süre yatak odaları olduğu için en sık akar alerjeni ile karşılaşma yeride yatak odasıdır. Burada yatak, yorgan, yastık, yerdeki halı, kilim, perde ana kaynaklardır.

 

Akarların nemin % 50 nin altında olduğu yerlerde ve 60 derece ısının üzerinde yaşama şansları azalır. En sık ev içi alerjenleri oldukları için ve her zaman ortamda bulundukları için yıl boyu alerji yaparlar. Tabi ki ev içinde ve kapalı ortamda geçirilen birim zamanın arttığı kış mevsimlerinde daha çok alerjik hastalık bulgusuna yol açarlar
Bir gram ev tozu içinde yanda gördüğünüzden100-500 adeti canlı olmak üzere, yaklaşık olarak 19.000 adet akar bulunur. Akarların en önemli allerjen kaynağı dışkılarıdır.

 

Bir akar günde ortalama 20 kez dışkılar ve 100 akar bir haftada 2 mikrogram allerjen üretir. 1 gram ev tozunda 2 mikrogramın üzerinde akar allerjeni bulunması allerji gelişimi için risk faktörü ve 10 mikrogramın üzerinde bulunması ise, astım atağı için risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

Ev tozu akarları ile mücadelede ortamdaki nem miktarı azaltılmaya çalışılmalıdır, çünkü bu hayvanlar nem oranının %40’tan düşük olduğu ortamlarda yaşayamazlar. Astımı olan çocukların yatak odalarına hiç halı serilmemelidir. Yatak çarşafları her hafta en az 60 derecede yıkanmalıdır. Ev tozu akarına karşı alınacak en etkin önlem yatak yorgan ve yastıkların özel plastik kılıflarla kaplanmasıdır.

 

Kaynak : http://xprodoksit.blogspot.com/2006/08/akarlar-geliyor.html

16/10/2007

Güneşin dev yıldızlarla kıyaslanması.

 

Bu resimde güneşimiz sadece 1 Piksel yer kaplıyormuş.

16/10/2007

Güneşin diğer yıldızlarla kıyaslanması

16/10/2007

Dünyamız ve diğer gezegen boyutlarının Güneşle kıyaslanması.

16/10/2007

Dünyamız ve diğer gezegenlerin boyutları.

16/10/2007

Dünyamız ve komşu gezegenlerin boyutları

15/10/2007

Hayat ve Gerçek

Hayatı sorgulamak bir cesarettir.Herkesin yapabileceği bir iş değildir.Çünkü Hayatı sorgulamak kendini ve gerçeği sorgulamaktır.Önyargılardan arınmış,öğretilerden uzak duru bir düşünceyle sorgulamak gerekir.Adil olması için bu gereklidir.Karşınıza çıkabilecek gerçekleri görmezlikten gelmeden değerlendirmelisiniz.Muğlak olan herşey görmezlikten geldiklerimiz değilmidir zaten.Hayatı sorgulamak çevrenizde tepkilere yol açar.Uyandırırsınız uyuyan yığınları.Bozarsınız birden bütün dünya oyuncaklarını.Delilikle,Dinsizlikle şuçlanırsınız.Evet bunlar suçtur,fakat yazılı olmayan kurallarda.Ah.. o yazılı olmayan kurallar.Tanrının kusurlarını örtmeye çalışır sinsice .İnsanlar hayatı sorgulayanlardan daha çok nefret eder  çünkü gerçeklerle yüzleşmek acıdır.Tabiatta öyle değilmi dir zaten.Düşüneni sevmez oldum olası.Düşünen değil,yaşayan varlık ister bağrında.Ona açar tüm nimetlerini ve maharetlerini.Sevgilisinin gözlerine bant çekmiş çirkin bir cadı gibidir.Sakın bantı açma ki büyü bozulmasın.Bak ne güzel şiirler söylüyordun dünyaya,Nağmeler mırıldanıyordun.Sevdiğini bir daha söyle ona ..

 

İnsanlar,evet insanlar…Ahlaksızlığı ve Zorbalığı affederler,fakat acizliği asla !….Kılıcı olan korkutur yığınları..Güçsüz olanı düşürürler tepeden..Daha güçlüsünü çıkarırlar ..Güçten zevk almak… işte insanın en sevdiği şey.Tıpkı Kleopatra gibi..Kraliçe olduğu anda etrafında kırbaçlayacak bir köle araması gibi.Gücümüzün sınırlarını genişletmek değilmidir yaşam boyu uğraştığımız.O değilmidir bizi dünyaya bağlayan..Adalet mi?..Hep güçsüzlerin arkasına sığındığı bir taş olmuştur.Güçlülerin kılıcını körleyen bir taş…Tabiatın sevmediği bir taş..Onu kendinden uzaklaştırmak için binbir türlü yol arar..

 

İnsanlık hatalarını hep görmezden gelmiştir ve gizlemiştir..Kutsal kılıflar bulur onları gizlemek için.En güzel kılıfları hatalarını gizlemek için yapar.Altından,kadifeden,ipekten…Hiçbir masraftan kaçınmaz..

 

Mikail...


Blogcu ile yapıldı
website counter
15- The Dragon's B...
Free Hit Counters
Get a Free Hit Counters